Embed

KÜÇÜKLERE SAYGI, BÜYÜKLERE SEVGİ

 

KÜÇÜKLERE SAYGI, BÜYÜKLERE SEVGİ

 

On üç milyar yıl önce evren meydana gelirken tek bir canlı bile yoktu. Ne zamanki canlılık başladı işte o zaman evren bir anlam kazandı. Ve milyarlarca yıldır bu anlam, gelecek nesilleri oluşturan yeni bireylerin varlığıyla devam etmektedir. Bugün gelinen noktada doğanın dengesi ve sürekliliğinin sorumluluğu, yeni doğan bireylerin omuzları üzerindedir. Gelinen süreç içerisinde tüm canlıların ebeveynlerine çocukları sevdirilmiştir. O yüzden ebeveynler çocuk edinmek ve yaşatmak için büyük bir çaba ile çalışırlar. Her ne kadar ebeveynler için çocuk edinmenin farklı amaçları olsa da doğa açısından bu çocuklar, doğanın kendisinin dengesi ve sürekliliğinin garantisidir. Bu nedenle ölmeden bir an önce çocuklarının olması isteği ebeveynlerin genlerine sıkı bir şekilde yerleştirilmiştir.

Çocuk sahibi olmak ve bu hazzı tatmak ebeveynleri sevindirdiğinden daha fazla doğayı sevindirmekte, katkı sağlamaktadır. Çünkü ebeveynler yolcu, doğa hancıdır. Her şey onun sürekliliği içindir. Sonuç böyle de olsa, çocuklaırn varlığı anne ve babalara büyük bir mutluluk yaşatmaktadır. Anne ve babalara verilen armağanlar bununla da bitmez. Anne ve baba çocuğunun varlığı, mutluluğu ve huzuru için çırpınır. Hatta kendi bedeninden harcar. Bu durumdan da hiçbir zaman gocunmaz, dert etmezler. Yaşadıkları eziyetler bile mutluluk verir. Çünkü ne olursa olsun kendinden bir parçadır o çocuk. Doğanın  bir emanetidir anne ve babaya. Dolayısıyla emanete ihanet etmemek, ona en iyi şekilde bakmak gerekmektedir.

Anne ve babalar çocuklara özen gösterir, üzerlerine titrerler. Peki çocuklar anne ve babalarından ne bekler, ne ister. Temelde her çocuk özel olmak ister ebeveynlerinin gözünde. Doğası gereği her canlıda bir miktar bencillik vardır. Her şeyin en iyisine sahip olmak, en iyi olmak, en güzel olmak, hep aranır olmak. Bu düşünceler, adları farklı olsa da bencilliğin farklı şekilde dışa yansımalarıdır. Çocuklar da doğaları gereği anne ve babalarının gözdesi olmak ister. Aslında her çocuk da farklıdır ebeveynlerinin gözünde. Her birine bakış açısı da farklı olmakta, sevgileri minimal de olsa farklı düzeylerde ortaya çıkmaktadır. Burada ebeveynlere düşen bu farklılıkları çocuklarına hissettirmemektir. Her bir özellik bakımından bu sevgiler farklı tezahür etse de önemli olan çocukları kıracak, aralarında ayrılıklar çıkaracak, hatta birbirlerine düşman edecek şekilde belli etmemektir.

Çocuklara sevgi ve saygı göstermek, onun fikrine hürmet etmek anne ve babayı küçültmez. Aksine daha ulvi bir noktaya taşır. Onların eğitimi, yemesi, gezmesi gibi her konuda ilgili ve yardımcı olmak anne ve baba ile çocuk arasındaki bağları  kuvvetlendirir. Bireylerin gerek maddi gerekse manevi yönden daha sağlıklı olmalarına olanak tanır. Çocuklara farklı olduklarını, anne ve babaları için çok özel olduklarını belli etmek, hatta zamanla bunu somut bir şekilde ifade etmek, ileriki yaşlarda da iletişim sağlarken yardımcı olacaktır. Bu konuda kendi yaşadığım bir örneği vermek isterim. Şu anda yedi yaşında olan küçük oğlum Bilgehan’a altı aylıkken yapmış olduğum ve söylediğim ona özel ninnisi vardır. İşte ninni;

Bahçelerde lahana,

Bakın şu Bilgehan’a.

Bahçelerde kereviz,

Bilgehan’ı severiz.

Alata’da portakal,

Bilgehan’ım orda kal.

Salkım saçak pırasa,

Bilgehan’ım uyusa.

Halen bu ninniyi bana söyletir ve dinler dersem, onun için ne kadar önemli olduğunu anlarsınız. Kendini çok özel hissetmektedir bu ninniyi dinlerken. Bu arada genel ninnileri de değiştirerek ona göre uyarladığımı, bunun da ayrı bir değeri olduğunu özellikle belirtmek isterim.

Çocukla çocuk olurken, onun dünyasına girmek ve tanımak için çabalarken çok şeyi keşfediyor insan. Günlük yaşamın stresinden uzaklaşmaya birebir oluyor. Ayrıca her çocuğun ayrı bir dünya ve o dünyaya girmenin de farklı yolları olduğunu yaşayarak öğreniyoruz. Kitaplarda yazılan, çocuklarla iletişim kurma ve eğitim konularının uygulamada sadece yol gösterici olduğunu, doğrudan çözüm sunucu olmadığını fark ediyoruz. Çünkü her çocuk farklıdır ve özeldir. Onun dünyasına girmek için onu tanımak, bilmek ve anlamak gerekir. Bu konuda ebeveynlerce yapılacak ukalalık, olayı çözmediği gibi, olayı da sorun haline getirmektedir.

Büyükler aldıkları eğitim gereğince her şeyi belli bir kalıpta düşünmekte ve maddeler halinde analiz etmektedir. Böyle bir düşünce sistemi ile fazla esnek düşünememektedirler. Oysa çocuklar hiç de böyle değildir. Sonsuz olasılıkla düşünebilmektedirler. Çünkü düşünce mekanizmalarında belli bir kalıp yoktur ve her şey mümkündür. Bu yüzden verdikleri cevaplarla ve yaptıkları davranışlarla bizleri sürekli şaşırtmaktadırlar. Zaman zaman öfkelensek de çoğunlukla yüzümüze hoş bir tebessüm bırakabilmektedirler. İşte bu olay çocukların düşünce zenginliği ve ufkunun genişliğindendir. Bu durumu fark edemeyen veya algılayamayan anne ve babalar sürekli bir çatışma ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Çocuğu bir kalıba sokmak için verilen uğraş zamanla kırıcı hal almaktadır. Oysa zamana bırakıldığında taşlar zamanla yerine oturacaktır. Bu yüzden ilk önce, bizlere öğretilen ve yıllardır dilimizden düşürmediğimiz şu kuralı gözden geçirmek lazım. “Büyüklere saygı, küçüklere sevgi.”

Her sıkıştığımızda kullandığımız ve küçükleri yönlendirmek amacıyla öne sürdüğümüz bu kuralı zaman zaman da olsa tersine çevirelim. “Küçüklere saygı, büyüklere sevgi.” Göreceksiniz o zaman dünyada neler değişiyor. Zira çocuklar küçük de olsa dünyanın en önemli varlıklarıdır. Onlara gerek söz ve davranışlarında gerekse yaptıkları yanlış ve doğrularda saygı gösterelim, saygıyla birlikte doğru yolu gösterelim. O zaman sevgi zaten ortaya çıkacaktır. Ama saygınız yoksa sevgi imkansızdır. Bu yüzden doğduğu günden itibaren bu bilinçle yaklaşıp doğanın bize biricik emaneti olan bu küçük canlılara özel olduklarını hissettiren özel uygulamalar yapalım. Bugün hala geç değildir bir şeyler yapmak için. Çocuğunuzun yaşı kırk dahi olsa…

  

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği paylaşın!